Medya, toplumun algısını ve kamusal tartışma alanlarını şekillendiren önemli bir aktördür. Yazımızın konusu da hayati önem taşıyan meselelerde bu aktörün rolü.
Özellikle çözüm süreci gibi toplumda farklı görüşte seslerin yükseldiği bir dönemde medyanın kullandığı dilin etkisi büyüktür.
Türkiye’deki çözüm süreçlerinde medyanın pozitif söylemler kullanması, sadece barışı destekleyen bir adım değil; aynı zamanda medyanın etik sorumluluklarının bir gereğidir.
Pozitif söylem;,barışı, diyaloğu ve toplumsal empatiyi teşvik ederken, şiddet, kutuplaşma ve önyargıyı körüklemekten kaçınır. Yine tarafsız habercilik, şiddetten uzak bir dil ve toplumun bütününü kucaklayan bir ülsup, zaten medyanın temel sorumlulukları arasında yer alır.
Tüm bu meseleler tartışılırken. Yani çözüme giden yolda medyanın taraflara eşit alan yaratması bu sorumluluğun temel taşlarından biridir. Her iki tarafın da görüşlerine ve taleplerine eşit şekilde alan açılması, kamuoyunda diyaloğun önünü açar ve güvensizliği azaltır.
Örneğin bir gazete tarafların sözlerini eşit oranda haberleştirerek sürecin daha şeffaf algılanmasına katkıda bulunabilir.
Ancak uzun yıllardır ülkedeki basının genel dili ortadayken bunu yakalamak oldukça zor olacak. Medya maalesef çoğu zaman olumlu örnekler sergilemiyor, iktidarın kazanımları üzerinden hareket etmeye devam ediyor. Örneğin, çözüm sürecinin taraflarının görüşlerini dengeli bir şekilde aktaran haber bültenleri veya yerel dayanışma projelerini konu alan bültenler, toplumun barış sürecine dair daha olumlu bir bakış açısı geliştirmesine yardımcı olmuştur.
Bunun aksine, kutuplaştırıcı bir dil kullanan veya sadece bir tarafın taleplerine odaklanan medya organları, çözüm sürecine zarar verecek bir algı oluşturmuştur. Örneğin, provokatif başlıklar veya şiddet yanlısı bir üslup, toplumdaki gerginlikleri arttırabiliyor.
Eşit Alan Tartışmaları
Medyanın taraflara eşit alan yaratması konusunda daha somut örnekler verilmesi gerekirse, çözüm süreci boyunca yapılan farklı haber bültenleri incelenebilir.
Bazı televizyon kanallarının tarafların temsilcilerine söz hakkı tanıdığı programlar, kamuoyunun her iki tarafı da anlamasına yardımcı olmuştur. Örneğin, bir programda hem devlet yetkililerinin hem de müzakere sürecine katılan diğer temsilcilerin görüşlerini çok taraflı bir şekilde aktarması, şeffaflık algısını artırmıştır. Aynı zamanda, halkın görüşlerine yer verilmesi, bireylerin sürece olan güvenini artırmış ve toplumsal dayanışma ruhunu desteklemiştir.
Tüm bu tartışmalarda yerel medyanın bu konuda oynadığı rol sanıldığından daha da önemlidir. Örneğin, bir yerel gazetenin, sürece destek veren halkın görüşlerini manşetine taşıması, kamuoyunda olumlu bir hava yaratmıştır. Yine yerelde barışun ve çözümün avantajları konusunda bilgilendirmesi eşsiz fırsatlar sunar. Benzer şekilde, barış temalı etkinlikleri haberleştiren bir radyo yayını, toplumun farklı kesimlerini bir araya getirme noktasında önemli bir görev üstlenmiştir.
Barış haberlerine pozitif ayrımcılık yapılması, çözüm sürecinin toplumdaki etkisini artırmak açısından önemlidir. Pozitif ayrımcılık, barışla ilgili olumlu gelişmelerin manşetlere taşınması, bu tür haberlere daha fazla görünürlük sağlanması ve kamuoyunda barışa dair umut yaratacak hikâyelere ağırlık verilmesi anlamına gelir.
Mesela bir haber bülteninde barış görüşmeleri sırasında elde edilen küçük bir ilerlemenin geniş yer bulması veya çatışmalardan etkilenmiş bireylerin barış süreciyle hayatlarının nasıl olumlu yönde değiştiğinin hikâyeleştirilmesi, toplumsal algıyı olumlu yönde etkileyebilir.
Yine barış gazeteciliği anlayışıyla, bu süreçlerde aktif rol oynayan bireylerin hikayelerinin ön plana çıkarılması toplumda barışa yönelik desteği artırır.
Medya, çözüm sürecinde barışı teşvik eden bir dille, empatiyi ve diyaloğu kesintisiz desteklemelidir. Bu dilin benimsenmesi, olağanüstü bir durum ya da taviz değil; aksine, medyanın evrensel etik ilkeler çerçevesinde zaten uygulaması gereken bir sorumluluktur.
Tarafsızlığı, empatiyi ve barışı öne çıkarmak, çözüm sürecinin sağlıklı yürütülmesine büyük katkı sağlar. Toplumun hassasiyetlerini dikkate alan, yapıcı bir medya anlayışı, çatışmaları azaltabilir ve barışa giden yolu aydınlatabilir.